Geçmişten gelen bir sofra...
Bazı hikâyeler anlatılır. Bazılarıysa yaşanır, paylaşılır ve nesilden nesile aynı sofrada yeniden hayat bulur.
Sen’den’in hikâyesi, İstanbul’un en eski buluşma noktalarından biri olan Karaköy’de, yaklaşık bir asırlık Hovagimyan Han’ın içinde başlıyor. 1920 yılında mimar Leon Nafilyan tarafından tasarlanan bu yapı; yıllar boyunca tüccarlara, denizcilik şirketlerine, yolculara ve İstanbul’un farklı kültürlerine ev sahipliği yaptı. Bugün aynı kapılar Hovagimyan Hotel & Suites’in misafirlerine açılırken, Sen’den de bu yaşayan mirasın sofrasını kuruyor.
Çünkü bizim için sofra hiçbir zaman yalnızca yemek yenilen bir masa olmadı. Sofra; beklemek, paylaşmak, anlatmak, dinlemek ve bazen zamanı biraz yavaşlatmaktır. Tanıdık bir lezzetin yıllar önce yaşanmış bir anıyı geri getirmesi, uzun zamandır anlatılmayan bir hikâyenin yeniden hatırlanmasıdır.
Sen’den, Türk sofra kültürünün sıcaklığını İstanbul’un Akdeniz’le buluşan lezzetleriyle bir araya getiriyor.
Her Yemeğin Bir Hikâyesi Var
Sen’den’in mutfağı geçmişe bakıyor ama geçmişte yaşamıyor.
Ailelerden kalan tarifler, İstanbul’un tanıdık tatları, mevsiminde gelen ürünler ve yerel dokunuşlar şeflerimizin yorumuyla yeniden hayat buluyor. Bazen yıllardır yapılan bir aile yemeği, bazen unutulmuş bir tarif, bazen de sadece bir sofrada paylaşılan küçük bir hatıra yeni bir tabağın başlangıcı olabiliyor.
Bu yüzden Sen’den adı bizim için bir davet.
Senden bir tarif.
Senden bir anı.
Senden bir hikâye.
Sonra biraz da bizden.
Hovagimyan’ın geçmişi korurken bugünün ihtiyaçlarına yeniden hayat verme yaklaşımı gibi, Sen’den de tanıdık olanı bugünün sofrasında yeniden yorumluyor. Binanın Art Nouveau mirası ve içindeki Art Deco dokunuşlar geçmişle bugün arasında nasıl bir bağ kuruyorsa, mutfağımız da aynı bağı lezzet üzerinden kuruyor.

